Londra
merkezli tasarım ve mimarlık firması Heatherwick Stüdyosu, Tokyo’nun yeniden
geliştirilen “Toranomon-Azabudai” bölgesinin odak noktasını oluşturacak 6.000
metrekarelik kamusal bir proje tasarladı.
Başka bir konuyu yazma niyetiyle oturdum klavyenin başına ama dışarı çıkmam gerekince… Çıktığımda manzarayı görünce… “Of” dedi. “Ah” dedim. “Vah” dedim. “Yuh” dedim. Ve maalesef… “Nasihatle uslanmayanın hakkı kötektir!” dedim. Yanlış anlaşılmasın. “Kötekten” kastım, bazı Uzakdoğu veya Afrika ülkelerindeki gibi, eli sopalı adamların sırtları okşadığı bir uygulama değil elbette. * * * Her gün 72 bin 849 kere tekrarlanan “maske takın” uyarıları para etmeyince, il valilikleri ardı sıra “maske takmadan dışarı çıkmak yasak” kararı aldı, alıyor. Yani… Kural belli, yasa belli. “Kötekten” kastım, bu işte. Maske takmayana hiç acıma, kes para cezasını kardeşim. Yine belli ki, başka çaresi yok bu işin. * * * Çoğu kişi yaşanan kabusun farkında, bilincinde. Yaşlıca bir karı koca gördüm, yanlarında torunları… Üçü de maskelerini doğru düzgün takmışlardı. Yine bir anne, bebek arabasındaki çocuğundan maskeyi esirgememiş, doğru olanı yapmıştı. Helal...
Tam da pandemi döneminde, Alman ZDF kanalında yayınlanmış Sløborn dizisini izliyorum.. Almanya-Danimarka-Polonya ortak yapımı olan dizi, COVİD 19’un esamesi yokken yazılmış ve çekilmiş. Kehanet falan değil. Her an kıyamet habercisi gibi peşimize salınan, tıpkı bizim korona gibi bir virüs, dünyayı teslim alıyor yine. Başrolde virüs olsa da, bir dramaya özgü bütün unsurlar var işin içinde. İlginç bir ayrıntı da, senaristler arasında 1976 yılında İstanbul’da doğan ve uzun zamandır Almanya’da yaşayan Erol Yeşilkaya’nın bulunması. Kanal yöneticileri dizinin insanları olumsuz etkileyeceğinden korkmuş ve yayından kaldırmayı bile düşünmüş bir ara. Devam etmişler ama… Bence iyi yapmışlar. * * * Çünkü korkmak iyidir böyle zamanlarda. TRT bir kahramanlık göstererek Sløborn’u alsa, yayınlasa ve ahaliyi şöyle iyice korkutsa; belki de sonuçta aşıyı bulmuş kadar faydalı bir iş yapmış olur. Büyük ihtimal, kimse maske takmadan adım atmaz dışarı. Ak...
Okumanızı öneriyorum. İnsan için, şehir için, geçmiş için, gelecek için… · Ölülerimize olan bağlılığımız, yalnızca kendilerine karşı vefa borcumuz değildir; onlarla kurduğumuz ilişki, aynı zamanda uygarlığımızın göstergesidir. Nitekim “uygarlık, ölülere saygıyla başlar” der Giuseppe Garino ve mezar kavramının doğuşu araştırmacılar tarafından insanlık eşiğini geçmenin önkoşulu olarak kabul edilir. · Ölülerimiz “yer”i yuva, toprağı vatan kılar bizim için. Şehrin tarihi mezarlıklarının tarihidir, mezarlık olmaksızın şehir kurulamaz. · Günümüzün metropol yaşamı yalnızca hızı temposuyla değil, aynı zamanda bireyi eğlenceye ve tüketime teşvik eden, yaşamın anlık mutluluklarını yücelten ve bu suretle ölümlülüğünü unutturmaya çalışan yapısıyla da ölüleri yaşayanların dünyasından uzaklaştırıyor, yalnızlaştırıyor. · ...
Yorumlar
Yorum Gönder