Londra
merkezli tasarım ve mimarlık firması Heatherwick Stüdyosu, Tokyo’nun yeniden
geliştirilen “Toranomon-Azabudai” bölgesinin odak noktasını oluşturacak 6.000
metrekarelik kamusal bir proje tasarladı.
Tam da pandemi döneminde, Alman ZDF kanalında yayınlanmış Sløborn dizisini izliyorum.. Almanya-Danimarka-Polonya ortak yapımı olan dizi, COVİD 19’un esamesi yokken yazılmış ve çekilmiş. Kehanet falan değil. Her an kıyamet habercisi gibi peşimize salınan, tıpkı bizim korona gibi bir virüs, dünyayı teslim alıyor yine. Başrolde virüs olsa da, bir dramaya özgü bütün unsurlar var işin içinde. İlginç bir ayrıntı da, senaristler arasında 1976 yılında İstanbul’da doğan ve uzun zamandır Almanya’da yaşayan Erol Yeşilkaya’nın bulunması. Kanal yöneticileri dizinin insanları olumsuz etkileyeceğinden korkmuş ve yayından kaldırmayı bile düşünmüş bir ara. Devam etmişler ama… Bence iyi yapmışlar. * * * Çünkü korkmak iyidir böyle zamanlarda. TRT bir kahramanlık göstererek Sløborn’u alsa, yayınlasa ve ahaliyi şöyle iyice korkutsa; belki de sonuçta aşıyı bulmuş kadar faydalı bir iş yapmış olur. Büyük ihtimal, kimse maske takmadan adım atmaz dışarı. Ak...
Başka bir konuyu yazma niyetiyle oturdum klavyenin başına ama dışarı çıkmam gerekince… Çıktığımda manzarayı görünce… “Of” dedi. “Ah” dedim. “Vah” dedim. “Yuh” dedim. Ve maalesef… “Nasihatle uslanmayanın hakkı kötektir!” dedim. Yanlış anlaşılmasın. “Kötekten” kastım, bazı Uzakdoğu veya Afrika ülkelerindeki gibi, eli sopalı adamların sırtları okşadığı bir uygulama değil elbette. * * * Her gün 72 bin 849 kere tekrarlanan “maske takın” uyarıları para etmeyince, il valilikleri ardı sıra “maske takmadan dışarı çıkmak yasak” kararı aldı, alıyor. Yani… Kural belli, yasa belli. “Kötekten” kastım, bu işte. Maske takmayana hiç acıma, kes para cezasını kardeşim. Yine belli ki, başka çaresi yok bu işin. * * * Çoğu kişi yaşanan kabusun farkında, bilincinde. Yaşlıca bir karı koca gördüm, yanlarında torunları… Üçü de maskelerini doğru düzgün takmışlardı. Yine bir anne, bebek arabasındaki çocuğundan maskeyi esirgememiş, doğru olanı yapmıştı. Helal...
Bazı yorumcular, "Yargı hiçbir zaman bağımsız ve özgür olmadı" gibi ifadeler kullanıyor. Bu da AKP yargısının, hukuku hiçe sayan kararlarının normal karşılanmasına sebep oluyor. Oysa, yargı, Demokrat Parti dönemi hariç hiç bu kadar iktidar bağımlısı olmadı. *** Bir tek örnek vereyim: Süleyman Demirel, bu ülkede en uzun süreli başbakanlık yapanlardan biridir. Üstüne cumhurbaşkanlığı da yaptı. Bu süreler içinde yeğeni Yahya Demirel hayali ihracattan hapse düştü. Yanlış anımsamıyorsam yatması gereken kadar da hapis yattı. Fakat o dönemlerin Başbakanı-Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yargı üzerinde etkisini, baskısını hiç duymadık. *** Perde arkasında bir şeyler oldu mu, bilmiyoruz. Olduysa neler olduğunu da bilmiyoruz. Ama, diyelim ki, bir; Demirel, yeğenini kurtarmak için yargıya baskı yaptı ama sonuç alamadı. İki; baskı yapmaya hiç yanaşmadı veya yanaşamadı... Yâni, şöyle ya da böyle yargıya baskı söz konusu olmadı. İki durum d...
Yorumlar
Yorum Gönder