Londra
merkezli tasarım ve mimarlık firması Heatherwick Stüdyosu, Tokyo’nun yeniden
geliştirilen “Toranomon-Azabudai” bölgesinin odak noktasını oluşturacak 6.000
metrekarelik kamusal bir proje tasarladı.
Deprem zaten kanalı açacak! Cumhurbaşkanı’nın geçen gün yaptığı yeni atamalar faslından, Doç. Dr. Nurdan Memişoğlu Apaydın da DLH Marmaray Bölge Müdürü oldu. Vatana millet hayırlı olsun. Olsun da, hanımefendinin Kanal İstanbul hakkında yazdıklarını okuyunca; siz deyin 6.9, ben diyeyim 7.8 şiddetindeki bir depremle sarsıldım! Hanımefendi Marmaray müdürü mü, deprem mühendisi mi yoksa eşi emsali görülmemiş bir kahin mi anlamak zor. Bakıyor Marmara’nın haritasına 500 yıl, 1000 yıl sonrasını görüyor. “Burası zaten kendiliğinden yarılıp, Kanal İstanbul olacak” diyor. “Neden şimdiden yapmayalım” diyor. Üç cümleye, yeryüzünün meçhul evrimini sığdırıyor! Hele de karşı çıkarsanız Kanal İstanbul’a, tokadı patlatıyor alnınızın ortasına: “Kanal İstanbul’u istememek sadece akıl tutulması olabilir.” Eyvallah. Ben razıyım uçuk kaçık olmaktansa, tutuk akla! Prof. Ahmet Ercan uyarıyor Neyle laf çevirmeyi bırakalım, işi gerçekten bilen bir insanla konuşalım...
Bazı yorumcular, "Yargı hiçbir zaman bağımsız ve özgür olmadı" gibi ifadeler kullanıyor. Bu da AKP yargısının, hukuku hiçe sayan kararlarının normal karşılanmasına sebep oluyor. Oysa, yargı, Demokrat Parti dönemi hariç hiç bu kadar iktidar bağımlısı olmadı. *** Bir tek örnek vereyim: Süleyman Demirel, bu ülkede en uzun süreli başbakanlık yapanlardan biridir. Üstüne cumhurbaşkanlığı da yaptı. Bu süreler içinde yeğeni Yahya Demirel hayali ihracattan hapse düştü. Yanlış anımsamıyorsam yatması gereken kadar da hapis yattı. Fakat o dönemlerin Başbakanı-Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yargı üzerinde etkisini, baskısını hiç duymadık. *** Perde arkasında bir şeyler oldu mu, bilmiyoruz. Olduysa neler olduğunu da bilmiyoruz. Ama, diyelim ki, bir; Demirel, yeğenini kurtarmak için yargıya baskı yaptı ama sonuç alamadı. İki; baskı yapmaya hiç yanaşmadı veya yanaşamadı... Yâni, şöyle ya da böyle yargıya baskı söz konusu olmadı. İki durum d...
Başka bir konuyu yazma niyetiyle oturdum klavyenin başına ama dışarı çıkmam gerekince… Çıktığımda manzarayı görünce… “Of” dedi. “Ah” dedim. “Vah” dedim. “Yuh” dedim. Ve maalesef… “Nasihatle uslanmayanın hakkı kötektir!” dedim. Yanlış anlaşılmasın. “Kötekten” kastım, bazı Uzakdoğu veya Afrika ülkelerindeki gibi, eli sopalı adamların sırtları okşadığı bir uygulama değil elbette. * * * Her gün 72 bin 849 kere tekrarlanan “maske takın” uyarıları para etmeyince, il valilikleri ardı sıra “maske takmadan dışarı çıkmak yasak” kararı aldı, alıyor. Yani… Kural belli, yasa belli. “Kötekten” kastım, bu işte. Maske takmayana hiç acıma, kes para cezasını kardeşim. Yine belli ki, başka çaresi yok bu işin. * * * Çoğu kişi yaşanan kabusun farkında, bilincinde. Yaşlıca bir karı koca gördüm, yanlarında torunları… Üçü de maskelerini doğru düzgün takmışlardı. Yine bir anne, bebek arabasındaki çocuğundan maskeyi esirgememiş, doğru olanı yapmıştı. Helal...
Yorumlar
Yorum Gönder