İngiltere merkezli çevre örgütü
Born Free Vakfı'nın desteğiyle düzenlenen 2019 Komik Yaban Hayatı Fotoğrafları
Yarışması'nın finalistleri belli oldu. BBC TÜRKÇE
Nedir enflasyon? Güncel tartışmanın konusu olan “sebep mi, sonuç mu” tartışmasından mı ibarettir? Yoksa 2012 Ağustos’unda yıllık enflasyonun yüzde 8.88’den, 2022 Ağustos’unda yüzde 79,60 veya yüzde 176’ya yükselmesi midir? Tüm tartışmalar bir yana, kimsenin savunamayacağı, her ocağa incir ağacı diken, gerçekten dehşet bir durum yaşanan. “Dehşet” demişken, çok daha dehşetli manzaralar da var elbet. Birinci Dünya Savaşı’nın mağlubu Almanya’da, Ekim 1923’e gelindiğinde yüzde 29 bin 500 seviyesine yaklaşan enflasyon, günlük 20.9’luk bir orana denk geliyor ve ülkede fiyatlar her 3-4 günde ikiye katlanıyordu. Sean Lang, “Avrupa Tarihi” kitabında o dönemi şöyle anlatıyor: “1923'te, Alman sanayisi durmuşken Alman markı çöktü. Enflasyon bir sorundu, fakat mark artık her saat değer kaybediyordu. Almanlar bu durumda yapılabilecek en kötü şeyi yaptılar; daha fazla parayı daha büyük banknotlar halinde bastılar; bir milyon mark, bir milyar mark, bir milyar trilyon zilyon mark. Durum ...
Tam da pandemi döneminde, Alman ZDF kanalında yayınlanmış Sløborn dizisini izliyorum.. Almanya-Danimarka-Polonya ortak yapımı olan dizi, COVİD 19’un esamesi yokken yazılmış ve çekilmiş. Kehanet falan değil. Her an kıyamet habercisi gibi peşimize salınan, tıpkı bizim korona gibi bir virüs, dünyayı teslim alıyor yine. Başrolde virüs olsa da, bir dramaya özgü bütün unsurlar var işin içinde. İlginç bir ayrıntı da, senaristler arasında 1976 yılında İstanbul’da doğan ve uzun zamandır Almanya’da yaşayan Erol Yeşilkaya’nın bulunması. Kanal yöneticileri dizinin insanları olumsuz etkileyeceğinden korkmuş ve yayından kaldırmayı bile düşünmüş bir ara. Devam etmişler ama… Bence iyi yapmışlar. * * * Çünkü korkmak iyidir böyle zamanlarda. TRT bir kahramanlık göstererek Sløborn’u alsa, yayınlasa ve ahaliyi şöyle iyice korkutsa; belki de sonuçta aşıyı bulmuş kadar faydalı bir iş yapmış olur. Büyük ihtimal, kimse maske takmadan adım atmaz dışarı. Ak...
6 Şubat 2020 günü, ürkerek kurmuşum cümleleri. İşte o günkü yazımın, ilk kelimeleri: “Söze nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Fakat söze 2020 yılı gibi başlamaktan ödüm kopuyor. Bu öyle bir başlangıç ki, kabusun ta kendisi. Hangi türlü melanet ararsan var, geçen günlerde.” Gel zaman, git zaman; haftada en az 2 seferden, 65-70 yazıyı şu COVİD belasına ayırmışım yazdığım dönemde. Nihayet geldik 1 Aralık gününe ve 30 gün kaldı, 2020 yılının bitmesine. Bitmesi gereken, aslında günler aylar değil, dertler. Biter inşallah.
Yorumlar
Yorum Gönder